RÖPORTAJ
(Gazeteci Yazar Filiz Bahçıvan)

Değerli okuyucularım, bugün sloganımız:
"Yazmanın yeri ve zamanı yoktur; yüreğin titrediği anda kelimeler dökülmeye başlar."

Misafirim Eğitimci Yazar Ramazan Yılmaz'ın yaşamını, eserlerini, yazarlığını, hayata nereden nasıl baktığını, geleceğe neler bıraktığını çevrimiçi konuştuk. Bu zengin sohbeti keyifle okuyacağınızı umut ediyorum. İnsan yaşadıkça hayal eder ve düşüncelerini, duygularını, ailesiyle, sevdikleriyle, dostlarıyla, toplumla paylaşma ihtiyacı hisseder.

"Hocam, affınıza sığınarak sizden önce birkaç kelam ettim, evvela sizi tanımak isteriz, Ramazan Yılmaz kimdir?"

"Teşekkür ederim, bu röportaj bana harika bir mutluluk vesilesi oldu Filiz Hanım. Yazarlık benim en büyük sevdam, o sevdama gecikmeli olsa da eriştim sayılır. Sevdam içinde yaşarken hikâye, roman, fabl ve deneme yazarlığı yapıyorum. Doğum yerim ve memleket adresim olan Isparta'nın Yalvaç ilçesi Bağkonak köyünden mütevazı bir işçi ailesinin evladıyım. Babam askerlikte çektirdiği bir fotoğrafın arka yüzüne kopya kalemle, "Oğlum Ramazan, 12 Ağustos 1951 günü akşam saat sekizde doğdu." Yazmış ama Türkiye Cumhuriyeti Yalvaç Nüfus Kütüğü kayıtlarındaki resmi doğum tarihim 14 Mart 1952 'dir.
İlköğretimi Bağkonak İlkokulunda, ortaöğretimi İzmir İmam Hatip Lisesinde tamamladım. Erzurum Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü 1979 mezunuyum. Yurdumuzun çeşitli il ve ilçelerinde edebiyat öğretmenliği yaptım. Evli ve üç çocuk babasıyım. Yazdığım kitapların da annesiyim. Yeter mi?"

"Yazarlığa nasıl başladınız, sizi yazmaya özendiren şeyler nelerdi?"

"Otuz yaşıma kadar üç bine yakın kitap okudum. Daha ilkokuldayken ben de yazar (müellif, edip) olup kitaplar yazmak için hayal kurardım ama kitap okumaktan kitap yazmaya erken yaşta fırsat bulamadım, öğretmen olduktan sonra, 36 yaşımda ilk hikâye kitabımı bastırabildim. Bugünlerde çok keyifliyim çünkü 45 yılda hazırlayıp tamamladığım çalışmalarımdan 13 dosyayı takım halinde bastırma mutluluğunu yaşıyorum, bazıları ikincim üçüncü baskı…"

"Toplamda kaç kitabınız var, kitaplarınızın genel teması ve içeriklerinden biraz bahsedebilir misiniz?"

"Şu sıralar ölsem gözün açık gitmez deyip bitirdiğim, iki senedir takım halinde okuyucuya sunmaya çalıştığım 13 adet kitabım piyasada. Kitap okumaya vakit bulamayan günümüz insanına bu 13 kitabımla binlerce kitap okumuş gibi gelişme gösterme imkanlarını sunuyorum çünkü öyle böyle kitap değil bunlar. Bir eğitimci yazar olarak 45 sene titizlikle çalıştım. Okuduğum binlerce kitabı aratmayacak şekilde yazdığım kitaplarımda tema olarak bir insanın yedisinden yetmişine kadar yaşanmışlığın evrensel temalarını seçtim. Gerçek olmayan hiçbir şey yazmadım…
Şu anda altı hikâye, üç roman, bir fabl, bir de oyun derleme, iki de çeviri kitabım var. Deneme yazılarımı hikâye kitaplarımın son kısımlarına koydum. Kitaplarımı okuyan bir insan cahil kalmaz, yoksulluk nedir bilmez, mutlaka bir yüksekokul bitirir, bir meslek sahibi olur, güzel bir evlilik yapar, mutlu yuva kurar. Kitaplarım, hayatta önümüze çıkan engelleri aşmanın, başarılı olmanın şifrelerini açık etmektedir. Hepsi birlikte stratejik bir hayat projesidir, her eve, her okula, her öğretmene, her öğrenciye lazım kitap setidir."

"Kitaplarınızı yazmaya başlarken kurguyu önceden mi belirlersiniz yoksa olay örgüsü siz yazdıkça mı gelişir?"

"Hayal ürünü bir şey yazmadım, hayatımda karşılaştığım yaşanmışlıklardan ya da kendi yaşadığım olaylardan veya duyduğum eski yaşanmışlıklardan; bütün insanlığın duymasını, bilmesini istediklerimi seçtim. Dedim ya, üç bine yakın kitap okudum, o kitapların bana sağladığı bilgi birikimi olayları değerlendirebilmeme yardım ediyor. Kitap yazarken Tolstoy'a özeniyordum ama onun gibi hayali kurgu eserim yok, reel yaşanmışlıklarla doludur kitaplarım. Fabl hikâyelerim bile insanlar arasında gerçekten yaşanmış olayların orman hayatına yansımasıdır."

"Yazma disiplininizden bahseder misiniz, örneğin hangi ortamda, hangi materyallerle, ne tür müzik dinlerken, nasıl bir coğrafyada yazmayı tercih ediyorsunuz?"

"Mekân olarak kitap odamdaki çalışma masası başında geceleri sessizliği tercih ederek yazarım. Geceler en sessiz ortamlardır. İlk hikâye kitabımı daktilo ile yazmıştım. Daktilo ile yazarken gecenin sessizliğinde tuşların tıkırtısı alt kattaki komşumu rahatsız etmesin diye çalışma masasının ayaklarına keçe topuk giydirirdim. Müziksiz, gürültüsüz, sessiz, havadar ortamı tercih ederim yazarken. Kendi daktilomun sesinden kendim de rahatsız olurdum ama şükür ikinci kitabımdan itibaren bilgisayar çağını yakaladım, klavyede yazılar su gibi sessizce akıyor satırlara."

"Kitaplarınız daha çok hangi kitleye hitap ediyor?"

"Kitaplarımın içerikleri, yediden yetmişe yaş guruplarının hepsine hitap eder. Ona göre stratejik yazdım. Mesela, 'Beyaz Şahin Baykuşun Günlüğünde' adındaki kitabımda 151 tane fabıl (fabl-küçük masalsı hikâye) var. Kitabın içinden rastgele bir hikâyeyi okuyan bir ilkokul çocuğu, bir yaban hayatı masalı okumuş olduğunu anlar, hikâyedeki hayvanın yaşadığı heyecan verici macerayı annesine, babasına, arkadaşlarına anlatmak ister. Aynı fabl hikâyeyi okuyan erişkin birey edebi, derin anlamlı mesajlar alır. Başka bir ifadeyle, her fabıl hikâyenin örgüsü yedi yaşındakine ibretlik olay (macera) anlatırken, yetmiş yaşındakine edebiyat sanatının inceliklerini, edebiyatın gelişmiş zevkini sunar. Bu kitaptaki 151 adet fabıldan 100 kadarı şiir halinde yazılmıştır. Gecelerde öyle emek verdim ki o göz nuru masalsı fabıl hikâyelere, rakiplerim Hintli Filozof Beydeba'yı, Yunan Ezop'u ve bu ikisinin kopyacısı Fransız yazar La Fonttain'i, Mevlana'yı unutturacağım inşallah."

"Kitaplarınızdan bir tanesi televizyona, tiyatroya ya da sinemaya uyarlansa, hangi kitabınızın uyarlanmasını isterdiniz?"

"Başta, Bu Sevda Bize Yeter Gülüm adlı romanının filmini görmeyi çok arzu ediyorum, En az elli-atmış bölümlük dizi film olur. 'Truva Atı'nın Kırbacı' adlı romanım da gerçek Çanakkale Muharebeleri romanıdır. O da yirmi-yirmi beş bölümlük dizi filmi olur. Bu romanım, piyasadaki Çanakkale romanlarını, filmi de bütün Çanakkale konulu filmlerini unutturur. Bu romanımı savaşa katılan gerçek kahraman adlarıyla yazdım, okurken kendinizi cephede gibi hissedersiniz. Ayrıca diğer hikâye kitaplarımdan yüzlerce kısa film senaryo hikâyesi çıkar."

"Yazdığınız kitaplarla toplum didaktik mesaj verdiğinizi düşünüyor musunuz?"

"Elbette, ben sadece bunun için yazdığım hikayelerim var. Son kitabımı baskıya gönderdiğim gün toplamda beş bin kitap okumuştum. Çok şey öğrendim kitaplardan ama herkes beş bin kitap okuyamaz. Benim 13 adet takım halinde bastırdığım kitaplarımı okuyan bir kimse beş bin kitap okumuş kadar nitelikli bilgi beceri ve deneyim sahibi olur."

"Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığının düzenlediği bir yarışmada birincilik ödülü almışsınız, bundan başka iki ödülünüz daha var, bize ödüllerinizden bahseder misiniz?"

"Evet, Gaziantep Oğuzeli'nde öğretmendim, ilk hikâye kitabım 1987 yılında basıldı, aynı yıl, Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı 1987 Edebiyat Ödülleri Yarışması düzenledi. Yarışma duyurusunu gazetelerden öğrendim, altı adet kitap göndererek yarışmaya katıldım. Aradan bir yıl geçti, Ermenek Lisesi Edebiyat Öğretmenliğine naklen atanmıştım, Mart 1988 ayı içinde bir akşam evimde TRT ana haber bültenini izlerken yarışmada birinci olduğumu öğrendim. Ay, çok heyecanlandım, büyük bir yarışmada devlet ödülü almıştım, olur şey değil, mutluluğuma diyecek yoktu. Evde eşimle zafer dansı yaptık, çocuklarım da katıldı bize, evde düğün bayram havası esti. Hele ki sabah okula giderken muhteşem anılar yaşadım, öğrencilerim caddelerde, "Şampiyon öğretmen! Şampiyon öğretmen!" diye koro ile selamlıyorlardı beni. Mutluluğum okulda da devam etti gün boyu.
'Bu Sevda Bize Yeter Gülüm' adındaki romanım basılmadan önce dosya halinde katıldığım Uluslararası Mustafa Necati Sepetçioğlu Roman Yarışması'nda 1. Mansiyon (Jüri Özel) Ödülüne değer görüldü. Ben bu mansiyon ödülünü az buldum, itiraz ettim ancak sonuç değişmedi.
Yarenlerin Ağır Sevda Peşrevi adını verdiğim hikâye dosyasıyla katıldığım İLESAM-AKÇAĞ 2010 Hikâye Yarışması'nda ikincilik ödülü verildi. Türkiye Cumhuriyeti dönemi edebiyat tarihinde yaraşmalarda en çok ödül alan yazar unvanını elde ettim. Ölmez sağ olursam kendi rekorumu kendim egale edeceğim, edebiyat dergilerinde düzenlenen tek hikâye yarışmalarından aldığım küçük ödüllerden de bahsetsem sorunuzun cevabı uzun sürer.
Kitaplarımın sırasıyla şunlardır.
Hikâyelerim: Tazminat, Yarenlerin Ağır Sevda Peşrevi, Kınalı Parmakların Büyüsü, Özgün Çarpıcı Hikâyeler ve Çılgın Denemeler, Portre Hikâyeleri, Karakter Tasvirleri.
Romanlarım: Bu Sevda Bize Yeter Gülüm, Truva Atının Kırbacı; İki Gelinliğin Hikâyesi.
Fabl eserim:
Baykuşun Günlüğü.
Derleme çalışması eserim: Gençlik Oyunları…"

"Hayat felsefeniz nedir?"

"Hayat felsefem; toplumumuzu sağlıklı, çalışkan, başarılı, barışsever, mutlu insanlar olarak görmektir. Bunun için binlerce kitap okudum bunun için kırk beş senede on üç tane kitap yazdım. Kitaplarımı okuyanlar sağlıklı, çalışkan, başarılı, barışsever ve mutlu insan olsun istiyorum."

"Bir yazar olarak okuduğunuz ve beğendiğiniz yazarlar kimlerdir?"

"Eserlerinden okumadığım yazar, şair kalmadı dünyada desem yanlış olmaz. Yabancılardan Tolstoy, Victor Hugo, O. Henry, yerlilerden Peyami Safa, Tarık Buğra, Mustafa Necati Sepetçioğlu, Sabahattin Ali, Kemal Tahir, şairlerden Mehmet Akif, Yahya Kemal, Necip Fazıl, Nazım Hikmet, Faruk Nafiz Çamlıbel…"

"İnsanların birçoğu, hayatımı yazsam roman olur, der. Sizce herkes kitap yazabilir mi, yazmak bir yetenek midir?"

"Eğitimsiz yetenek, delimsek yaşam sergiler. Yeteneği eğitim ortaya çıkarır. Bence yetenek diye başlı başına bir şey yoktur. Zeki, çalışkan insan vardır. Zeki çalışkan insan yazar da olur, şair de olur, bilgin de olur. Yetenek genetik derler ama ben katılmıyorum, zeki, çalışkan insanların hepsi yeteneklidir bence. Yetenekten maksat şu olabilir: Ses güzelliği, vücut güzelliği, Allah vergisi özellikler…"

"Yazmak sizin için hayat boyu sürecek bir serüven mi yoksa yazmayı bırakmayı düşündüğünüz bir zaman var mı?"

"Utandırma beni, insanımızın kitaba, kütüphaneye ilgisizliği beni çok üzdü, son aldığım ödülden sonra bıraktım yazmayı, geri kalmışlığa razı insanlarla niye uğraşayım dedim, oturdum, günübirlik hayat yaşadım, ta ki senin yazılarını okuyana kadar. Ne zaman ki senle tanıştım, o güzel Türkçenle benim yazma tutkumu coşturdun, bilgisayarda mahpus kalan dosyalarımın başına geçtim. Üstüne pandemi süreci geldi, eve kapanmalarda geniş zaman buldum. Bunun için sana çok teşekkür ederim, yazarlık hayatımda fetret devrinden çıkıp yeniden dirilişimin sebebi sensin."

"Buna çok sevindim hocam, kitaplarınız nereden, nasıl temin edilir, satın almak istesek?"

"Bir şehirde bir kitapçı varsa, onda bulunur, onda yoksa bile onun yardımıyla internetten üzerinden temin edilir. Siz yazar adımla kitabımın adını eşleştirip Google arama motorunda tarayarak bütün kitaplarıma erişebilirsiniz. Direk Gülnar Yayınlarından, Akçağ Yayınlarından da temin etmek mümkündür. İnternet ortamının fenomen kitapçısı Kitapyurdu benim bütün kitaplarımı satmaktadır."

"Kitaplarınızın muhtevasından biraz bahseder misiniz?"

"Kitaplarımdan zevkle bahsederim de kendi eserimi övüyor, kendimle övünüyor gibi olmaz mıyım?"

"Öyle de olsa hakkınız var hocam, kendinizle gurur duyun, kitaplarınız hakkında ilk kaynak sizsiniz, bunu okuyucularım için sizden istiyorum."

"Peki, bir başlık açayım, baskı tarihi sırasına göre biraz bilgi vereyim:

13 Kardeş Kitap
Lisede derslerime çalışırken kendimi edebiyat öğretmenliğine hazırlıyordum çünkü kendi geleceğini tasarlayan bir öğrenci olarak edebiyat öğretmenliği mesleğine sevdalıydım. Sevdama vasıl olduktan sonra aşkla şevkle edebiyat öğretmenliği yaparken yazarlığa sevdalandım. Sevda, insanın uğruna baş koyduğu davaya denir. Öğretmenliğimin beşinci yılı 1987'de Ömer Seyfettin tarzı yazdığım ilk hikâye/öykü kitabım "Tazminat" basıldı. Evrende en hızlı ilerleyen, her şeyi herkesi kuşatan zaman, ne çabuk savurdu beni fark edemedim, on üçüncü hikâye/öykü kitabım "Portre Hikâyeleri" 2024 yılında basıldı:
Bu arada söylemiş olayım, evli üç çocuk babasıyım, aşağıda tek tek tanıttığım on üç kitabın da annesiyim, saygıyla kamuoyuna arz ederim:

Tazminat:
Adının manası hukuki terim, yaşamın bedeli: İlk hikâye kitabım, ilk göz ağrım, beş yılda tamamladım. Tazminat'ın içinde 13 tane hikâye vardır. Bu ilk kitabım, bütün yazarların katıldığı Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı 1987 Edebiyat Ödülleri Yarışmasında birincilik ödülüne değer görüldü. İlk eserimin böyle büyük bir ödül alması, beni kendimle yarışmaya sürükledi ve diğer bütün eserlerimde hep o yüksek kaliteyi tutturmam gerekiyordu. İlk eserimle gösterdiğim bu yüksek başarımın bir tık üstü Nobel Edebiyat Ödülü (!) almaktı. Yani ikinci kitabımla da Nobel Edebiyat Ödülü mü almalıydım? Yemin ederim, Nobel Edebiyat Ödülleri de yarışma sonucu verilse kitaplarım takım halinde ödüle değer görülür....
Kendi çıtamı kendim yükseltmiş olmakla yeni kitaplar yazarken hep kendimle yarışmak durumunda kaldım ve bu kendi yükselttiğim çıtayı aşmak için Türk hikâyeciliğine kazandırdığım yeni tarzımla sürekli başarılı olmak, başarılı kalmak için gayret sarf ettim. Yeni eserler yazarken dünyadaki bütün edebiyat eserlerini gözden geçirmeyi ihmal etmedim, hep en güzelini yazmak için kendini şartlandırdım.

Yarenlerin Ağır Sevda Peşrevi:
Büyük ödül alan ilk kitabım Tazminat'ın aydınlığında Yârenlerin Ağır Sevda Peşrevi adlı ikinci hikâye kitabını yazdım. Bu eserim de İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği İLESAM ile AKÇAĞ Yayınevinin düzenlediği 2010 Hikâye Yarışmasında Türkiye ikincilik ödülüne değer görüldü. Türk insanı bu kitabı okuduktan sonra mutlaka olumlu etkilenerek kitabı çevresine de tavsiye edecektir çünkü kitap okuyucu nezdinde beğenisi yüksek bir kitaptır. Böylece abisi Tazminat ile birlikte şahsımı öğrencilerimin dediği gibi Edebiyat Şampiyonu yaptılar. Sizler bu kitabı okuduktan sonra çevrenize de okumaları için öğütleyeceksiniz.

Bu Sevda Bize Yeter Gülüm:
Hikâye dalında Türkiye'de rakip tanımıyordum, profesyonel yazarlık aşamasına geçtim. 'Türkiye'de en başarılı hikâye yazarıyım ama edebiyatta hikâyeden başka roman diye de bir şey var. O büyük ödüllü hikâyelerim beni roman yazmaya sevk etmiyorsa başarısız sayılırım.' diye düşünerek on dört yıl boyunca gecelerde özel mesai yaparak insanlığa stratejik (yol haritası) olacak şekilde bir roman yazdım…
Bu romanın ilk dosya adı Kerpiç Saray idi. Henüz bitirmeden dosyasıyla 2010 Yılı Uluslararası Mustafa Necati Sepetçioğlu Roman Yarışmasına katıldım. Bu ilk deneme romanımın dosyası da o yarışmada 1. Mansiyon (Jüri Özel) ödülü aldı. Bu ödülü beğenmedim, ödül aldıktan sonra dosyası üzerinde dokuz sene daha çalışarak Bu Sevda Bize Yeter Gülüm adıyla bastırdım.
Çok iddialı gelse de söylemekten gurur duyarım: İçinde adı geçen kahramanlardan biri veya birkaçı ile tanışmak isterseniz bu mümkündür. O kadar gerçekçi, canlı bir romandır ki eserde adı geçen kahramanlardan biri ya sizsiniz ya da tanıdıklarınızdan biridir. Vatan sathında yaşanmış ve halen vatan sathında yaşanmış, iş, aş, aşk, sevda ve ideallerin romanıdır…
Öğrenciyken aşkla şevkle derse çalışırken edebiyat öğretmenliğine sevdalandım, sevdam gerçek edebiyat öğretmenliği yaparken bu sefer yazarlığa sevdalandım. Sevdalarıma kavuştukça bilgeliğim beceri kabiliyetim güçlendi ve bu roman doğdu ve katıldığım 2010 Uluslararası Mustafa Necati Sepetçioğlu Roman Yarışmasında Jüri Özel Ödülü aldı.
Bu romanı tanıtmak için şunları yazsam abarttığımı düşünürsünüz ama hakikatler değişmez:
"Bu romanı okuyan bir kimse hastaysa iyileşir."
"Fakirse durumu düzelir."
"Bekârsa evlenir, mutsuzsa mutlu olur."
"Ortaokul ve lise yıllarını değerlendiremeyip cahil kalmışsa bir yolunu bulur üniversiteyi bile okur."

Kınalı Parmakların Büyüsü:
Kısa adı "Kınalı" olan bu kitapta film romanları diyebileceğimiz, senaryoya yatkın yaşanmış hikâyeler vardır. Kalemimin en coşkulu çağının dördüncü ürünüdür. Anadolu bacılarının destansı hikâyeleri ile dolu olan Kınalı Parmakların Büyüsü, adı gibi okuyucuyu büyülemektedir:
Kınalı Parmakların Büyüsü ile kendi tarzımı Türk Edebiyatına yerleştirmeye çalıştım. Bu eserim benden önceki devirlerde Anadolu insanını konu edinen diğer bütün hikâye kitaplarını, yazarlarını geride bırakarak en okunaklı kitaplar arasında yer alacaktır. Bilerek isteyerek hiçbir yarışmaya katılmadım, birincilik ve ikincilik ödülü alan rakipsiz abileri Tazminat ve Yârenlerin Ağır Sevda Peşrevi adında hikâye kitaplarıla yarışmaya devam edip onlardan daha çok okunur olmaya çalışacaktır. Ben inanıyorum ki Kınalı, bir zaman gelecek, ödül alan abileri gibi ve fakat evrensel ödüllere layık kitap olduğunu kanıtlayacaktır.
Teyit olarak söylerim, Anadolu'daki bacılarımızın süsü de kınadır, ilacı da kınadır. Bundan hareketle Kınalı Parmakların Büyüsü adını verdiğimin hikmeti, kitap Anadolu Türk kadınının destansı yaşam hikâyeleridir. Kitaptaki hikâyelerin kahramanları size tanıdık gelecektir. Hikâyelerde bahsedilen kadınlarımız olmasaydı Türk orduları tarihteki o şanlı zaferleri kazanamazdı.

Truva Atı'nın Kırbacı:
Artık roman yazarlığında da başarılıydım. Truva Atı'nın Kırbacı adlı ikinci romanının konusu Birinci Dünya Savaşı Çanakkale Muharebeleridir. Romanı okurken cephelerde sıcak çatışmaları bizzat yaşayan kahramanlarla birlikte olduğunuzu hissederek derin duygular yaşayacaksınız. Akıcı bir üslupla savaşı anlatırken o devrin saklı gizli tarihî gerçeklerini de ifşa ettim. Çanakkale muharebelerini bu kadar gerçekçi anlatabilen başka roman, film ya da bir belgesel yoktur.
Konusu sadece Çanakkale Muharebeleridir. Muharebe cepheleri capcanlı gerçek kişi adlarıyla akıcı bir dille anlatırken tarihin o devrini ve Çanakkale Zaferinin bu şeref sayfasını öğreten kitaptır.
Deniz Savaşını kaybeden İngiliz, Fransız ve İtalyan orduları karadan geçmek için Marmara'ya, Anadolu yakası Kumköy kıyılarına, Gelibolu koylarına çıkarma yapmaya karar verdiler. İngilizler Fransa'dan satın aldıkları dünyanın en büyük kömür nakliye gemisini boyayıp tahta ata benzettiler adını da Yunan Masalından esinlenerek Truva Atı koydular. İçine askeri malzeme ve İngiliz Kraliyet Ordusundan seçme askerlerini doldurup geldiler Çanakkale'ye, diğer savaş gemileriyle kıyılarımızı sabaha kadar bombaladıktan sonra sırtlan sürüsü gibi sesler çıkartarak Ertuğrul Koyu kıyılarına asker indirmeye başladılar.
Onları kırlangıç yuvası gibi gizemli siperinde 20 kişilik piyade takımıyla bekleyen Yahya Çavuş saniyede 20 mermi atabilen bir takım askerleriyle Truva Atı kılıklı gemiyi kırbaçlamaya başladı. General Hamilton, hatıra defterine, "O gün Yahya Çavuş ülkesi adına büyük iş başardı, bizim gemileri fena kırbaçladı. Biz bir Türk Tugayının kucağına düştük sandık ve askerlerime gemilere geri çekilme emri verdim." diye yazmış.

Özgün Çarpıcı Hikâyeler & Çılgın Denemeler:
Edebiyat Öğretmeni olarak hikâye, roman, fabl ve deneme yazarlığı hayatımın en coşkulu çağı kitaplarından birini daha yazmış oldum. Bu kitabın özelliği adında gizlidir. Bütün eserlerim gibi bu kitabım da Türk ve dünya edebiyatında emsalleriyle yarışmaya katılsa büyük ödüllere layıktır. Edebiyat ve sanat hayatında profesyonellik böyle bir şeydir.
Adı üstünde Çarpıcı olaylı çılgın durumların kitabıdır. Okuyucu Özgün Çarpıcı Hikâyeler & Çılgın Denemeler kitabını okuyup bittiğinde dayak yemiş gibi olur, öfkeyle kitabı yere çarparak tekmeleyebilir ama çok şey öğrenir. Yırtın, parçalayın, isterseniz yakın, yine de size hiç itiraz etmez, okuduğunuzdan fazla bir şey demez size ama zaman içinde bu kitabı tekrar okumak istersiniz çünkü artık o sizin en samimi en dobra, en harbi dostunuzdur.

Portre Hikâyeleri:
"Özgün Çarpıcı Hikâyeler & Çılgın Denemeler" kitabından sonra piyasaya çıktı, onun zengin bir kardeşidir. İçinde yüz on altı tane tecrübe yüklü hikâye ve deneme türü yazı vardır. Bu kitapta da hiçbir yazar, Ramazan Yılmaz'ın rakibi değildir. Yazar bu Portre Hikâyeleri kitabında da kendisiyle yarışmaktadır. Adına layık içindeki "portre hikâyeleri" ile Türkiye Birincilik ödülü alan "Tazminat" ve ikincilik ödülü alan Yârenlerin Ağır Sevda Peşrevi adındaki hikâye kitaplarına üstünlük kurmaya çalıştı.
Bu kitap insanı mutlu etmek için yaratılmış bir dost gibi okuyucuyu sıcacık kucaklar. Gelişmiş karakter (portre) tahlilleriyle yetişkinlere hitap eden, ressamlara ilham veren, bireyi olgunluk çağına sorunsuz sevk eden hikâye ve deneme kitabıdır.
Yirmi yıl boyunca zaman zaman yüksek ilgi duyarak yazdığım bu kitabın göbek adı Tecrübe Sunumu & Deneyim Deposu'dur. Hayatta yaşayarak tecrübe kazanmak pahalıdır. Ben burada insanımıza hazır tecrübeler sunuyorum. Bu kitabım insanı evirir, hayatta büyük hamleler yapabilecek kadar deneyimler kazandırırken insan erken zamanda özgüven sahibi olur. Dahası mutluluğu erken zamanda yakalarsınız. Mutluluk uçan kaçan bir şeydir ama yine de bu kitap sayesinde kıskıvrak yakalarsınız.

Karakter Tasvirleri:
Portre hikâyelerimin ikinci cildi de sayılabilir ancak bu kitabım ondan alınan tecrübeyle daha gelişmiş düzeydedir. Kısa güçlü hikâyelerle yeni hikâye temalarına konu olabilecek duygular taşıyan deneme yazılar da vardır. Tekrar tekrar okunacak yastık altı kitaplarıdır ikisi de.
Karakter Tasvirleri tıpkı Portre Hikâyeleri tarzında fakat okuyucunu birikiminin üstüne yeni değerler koymasına yardım eder. Gençlerde karakter gelişimine, erişkinlerde karakter olgunlaşmasına vesile olur.

İki Gelinliğin Hikâyesi:
Sondan 12. Kitabım İki Gelinliğin Hikâyesi kendine özgü bir roman kitabıdır. Bu kitapta iki küçük romanla birkaç uzun hikâye de var. Kitap darda zorda kalan her insana yol gösteren olaylarla doludur. Her seviyeden insanın alabileceği dersler vardır.
Atalarımız der ki "Düşmez kalkmaz bir Allah!", bu kitapta bir kadının iki kere gelinlik giyinerek evlenmesinin sebebi hikmeti insanlığa ders olacak şekilde roman yapılmıştır. Kadının cehenneme dönen birinci evliliğinde günahını çekmiş bitirmiş de cehennemden cennete geçer gibi olan ikinci evliliğin hikâyesidir. Bu kitapta bütün insanı duyguların capcanlı yaşanmışlığına şahit olacaksınız.

Gençlik Oyunları:
Bir derleme eseridir. Özgün eser değil ancak derleyip yazıya geçirirken Ramazan Yılmaz'ın üslûbuyla tatlandırılmış, gelenekte yaşayan 196 adet oyun içermektedir. Bu kitap yazarın öğretmenlik yaptığı sekiz ilde direk halktan derlediği oyunlardır. Kitap her okula, her eve, her öğretmene, her öğrenciye lazımdır. Elinizin altında bulunsun.
Birinci baskısında adı Oyun Kitabı idi. İçinde 192 adet oyun/oyuncak yapımı tarifi ve zekâ oyunu vardır. Genç okuyucuyu sosyalleştirir, oyun oynamayı öğretirken oyuncak yapımı becerisi kazandırır. Yaklaşık 20 yılda öğretmenlik yaptığım vilayetlerden derlenip tamamlanmıştır. Okul aile kitabıdır, her eve, her öğretmene, her öğrenciye lazım kitaptır. Elinizin altında bulunsun.

Baykuşun Günlüğü:
Bu kitabımın içinde yüz elli bir (151) adet kısa, küçük masalsı 'fabl' hikâye vardır. Doksan tanesi şiirsel (manzum) 'fabl' hikâyedir. Okuyucuya beyin jimnastiği yaptırır. Çocuklar, gençler ve sanatseverler için olmazsa olmaz bir kitaptır. En çok satış yapan kitabımdır. Küçük okuyuculara okumayı söktürür, hızlı okuma aşamasına geçirir:
Dünyada asıl iki tane masalsı fabl yazarı vardır: Biri Antik Yunan Şairi Ezop, diğeri Hint Filozofu Beydeba'dır. Batı Edebiyatında Fransız Şair La Fontaine, Ezop Masallarından kopya çekerek Fransızcaya çevirmiş ve manzum fabl hikâyeler olarak yayınlamıştır. Doğuda İran ve Arap masalcıları da Hint Filozofu Beydeba'nın masallarından kopya çekerek yahut çeviri yaparak fabl yazmışlardır. Bizim Mevlana Hazretleri bile Mesnevisine aldığı fikirlerini destekleyen bütün hayvan masallarını Beydeba'dan alıntı yapmış ancak 'alıntı' kaydı düşmemiş, kaynak göstermemiştir.
Kopyacıları saymazsak, 151 adet manzum-mensur 'fabl içeren' 'Baykuşun Günlüğü' adındaki kitabımla dünyada üçüncü özgün fabıl (fabl) yazarıyım.
Birinci baskısında bu kitabın adı Baykuşun Günlüğü idi. İçinde doksan (90) tanesi manzum/şiirsel olmak üzere 61 tanesi nesir/düzyazı-şiir karışımı fabıl hikâyelerdi. İlaveli ikinci baskısında adı Beyaz Şahin Baykuşun Günlüğünde oldu. Kitaptaki hikâyeler okumayı hızlandırır, zihni geliştirir, okuyucunun kelime, deyim, doğa kültürünü artırır; beyin jimnastiği yaptırır. Ezop masalsı fabllarına ve Beydeba'nın masallarına fark atan yerli ve milli özgün eserdir.

Türkçe İngilizce Fable 1:
Baykuşun Günlüğü adıyla basılan ilk fabl kitabımdaki fabıl (fabl) hikâyenin tamamı (98) hikâyenin İngilizceye çevrisinin 1. Cildidir. Kitap; yabancı dil eğitimine kolaylık getirmek için hazırlanmıştır. Önce Türkçesi hemen ardında aynı sayfada İngilizcesi vardır. Kendi kendine İngilizce söktüren iki kitaplık dil setinin bu birinci kitabında 47 tane (fabl) hikâyenin hem Türkçesi hem Türkçesinin karşısında İngilizcesi vardır.
Önce Türkçesini okuyacaksınız hikâyelerin sonra İngilizcesini. Bir buçuk ay sonra yani 45 gün içinde günde bir saat çalışmak yeterlidir. Her gün sadece bir hikâyeye çalışmak idealdir. Bir İngiliz vatandaşı da aynı yöntemle önce İngilizce hikâyelerini okuyup sonra Türkçesini sökmeye çalışarak Türkçeyi kolayca öğrenir.

Türkçe İngilizce Fable 2:
Bu da Baykuşun Günlüğü adlı fabl kitabındaki fabl hikâyelerin Türkçesinden İngilizce çevrisinin 2. Cildidir. Kitap 1. Cildinde olduğu gibi yabancı dil eğitimine kolaylık getirmek için hazırlanmıştır. İngilizceyi kendi kendine söktüren iki kitaplık dil setinin 2. Cildidir."

YAZAR RAMAZAN YILMAZ HAKKINDA GENEL GÖRÜŞ

Organik Kalem
Edebiyatımızın "Organik" Kalemi:
Ramazan Yılmaz ve On Üç Kitaba Yayılan Nahiflik ile Güçlü Anlatım:
Türk edebiyatının ödüllü, üretken ve kendine has üslubuyla öne çıkan isimlerinden Ramazan Yılmaz, yarım asra yaklaşan yazın hayatında, "organik" olarak nitelendirdiği, hayatın ta kendisinden beslenen on üç eserle okuyucularının karşısına çıkıyor. 1952, Yalvaç doğumlu yazar, 32 yıllık edebiyat öğretmenliği deneyiminin getirdiği pedagojik hassasiyetle, her biri ayrı bir dünya olan kitaplarında Anadolu'nun ruhunu, insan hikâyelerini ve tarihimizin destansı sayfalarını samimi bir dille aktarıyor.
Yılmaz'ın edebiyat serüveni, adeta bir başarılar silsilesiyle taçlanmıştır. 1987 yılında, ilk hikâye kitabı "Tazminat", Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı Edebiyat Ödülleri Yarışması'nda Türkiye Birincilik Ödülü'nü alarak büyük bir sükse yapmış ve kendisine "ilk kitabıyla Türkiye birinciliği alan yazar" unvanını kazandırmıştır. Bu unutulmaz başarı, onun edebiyat dünyasında sağlam bir şekilde yer edinmesinin temelini atmıştır. Bu zafer halkasını, 2011 yılında "Yârenlerin Ağır Sevda Peşrevi" isimli ikinci hikâye kitabıyla İlesam-Akçağ Hikâye Yarışması'nda kazandığı Türkiye İkincilik Ödülü takip etmiş, böylece Yılmaz'ı "edebiyat şampiyonu" yapan iki kıymetli esere imza atmıştır. Yazarın romana olan yeteneği ise "Bu Sevda Bize Yeter Gülüm" adlı eseriyle Uluslararası Mustafa Necati Sepetçioğlu Roman Yarışması'nda Jüri Özel Ödülü'ne layık görülmüştür.

Eserlerinde Yaşayan Anadolu İnsanı
Ramazan Yılmaz'ın en belirgin özelliği, eserlerini "hormonsuz" ve "yaşanmış" olarak nitelendirmesidir. Kalemi, hayal ürünü süslemelerden uzak, toprağın kokusunu, insanın samimi duygularını ve tarihin gerçek dokusunu olduğu gibi yansıtır.

Tazminat ile Yârenlerin Ağır Sevda Peşrevi:
Ödüllü hikâyeleriyle, Anadolu insanının sevinçlerini, hüzünlerini, kayıplarını ve direncini nahif bir bakışla işler.

Bu Sevda Bize Yeter Gülüm:
Gerçek bir aşk ve ideal romanı olarak nitelendirilen bu eser, okuyucuyu hem duygusal bir yolculuğa çıkarır hem de hayata dair güçlü motivasyonlar sunar.

Truva Atı'nın Kırbacı:
Çanakkale destanını, capcanlı karakterler ve gerçekçi betimlemelerle adeta yeniden yaşatan, tarihi kurmaca ile buluşturan güçlü bir romandır.

Kınalı Parmakların Büyüsü & İki Gelinliğin Hikâyesi:
Anadolu kadınının emeğini, sabrını, sevdasını ve hayat mücadelesini merkeze alan, onların destansı hikâyelerine saygı duruşunda bulunan eserlerdir.

Portre Hikâyeleri & Karakter Tasvirleri:
Okuyucuya hazır tecrübeler sunarak, onları hayata hazırlayan, karakter gelişimine ve olgunlaşmasına katkı sağlayan hikâye kitaplarıdır.

Öğretmen Kimliğiyle Edebiyatın Buluşması
Yılmaz, öğretmenlik yönünü yazarlığıyla harmanlayarak, gençlere ve tüm okuyuculara faydalı olmayı hedefleyen eserler de vermiştir.

Gençlik Oyunları:
Yaklaşık 192 geleneksel oyun ve oyuncak yapımını anlatan bu bir neslin kaybolmaya yüz tutan sosyalleşme araçlarını kayıt altına alan önemli bir kültür hizmetidir.

Beyaz Şahin Baykuşun Günlüğünde & Türkçe-İngilizce Fable Serisi:
Fabl türündeki bu eserler, hem genç dimağlara ahlaki değerleri aşılamakta hem de İngilizce öğrenmek isteyenler için eşsiz ve eğlenceli bir kaynak oluşturmaktadır.

Ramazan Yılmaz, edebiyatı hayatın ta kendisi olarak gören, her kitabında okuyucusuna samimi, sıcak ve öğretici bir dokunuş sunan bir yazardır. On üç kitabı, on üç ayrı kapıdır; her biri, okuyucusunu Anadolu'nun engin ruhuna, tarihin derinliklerine veya insan kalbinin naif labirentlerine davet eder. Edebiyatımızın bu "organik" ve "hormonsuz" kalemini okumak, hakikati ve samimiyeti arayan her edebiyatsever için kaçırılmaz bir deneyimdir.